BEYAZ ESARET-MİŞ!

Çocukluğumdan beri karlı bir sabaha uyanmak büyük bir mutluluk verir bana. Bu sabah yine öyle bir mutlulukla uyandım. İç Anadolu karla kaplanmış bu sabah. Oğlumla camdan kar izledik dakikalarca, kar şarkıları söyledik. Onun mutluluğu gibiydi benim mutluluğumda.  Kaç yaşıma gelirsem geleyim bu değişmeyecek sanırım.

Karın getirdiği mutluluğun yanı sıra tabi ki zorlukları da var. İstanbul’a kar yağmadan bu ülkeye kar yağmıyormuş gibi davranıyor haber bültenleri ya da yağan azıcık karda “Beyaz Esaret” diye başlık atıyorlar haberlere. Kar esaret değildir. Kar bolluktur, berekettir, mutfağınıza giren bulgurdur, ekmektir, undur. Sağlıktır her şeyden önce. Salgınlara neden olan mikrobun kırılmasıdır. Suya bolluk bereket getiren şeydir kar ama esaret değildir. Karı esaret olarak yorumlayacaksak dağ köylerinde yaşayıp hastaneye hastasını götüremeyen için, doğuma karısını yetiştiremeyen için esarettir kar. Ulaşımı olmayan yollarda kalanlar içindir esaret ki onlar bile çoğu zaman “olsun kar yağdı ya bolluk, bereket geldi ya derler”.

Ömrümün 25 yılı doğuda geçti. Boyumca kar yağdığı zamanları bilirim. İşe gidip gelirken bıçak sırtı gibi kayan yollarda araba sürdüğümü bilirim. Göz gözü görmeyen tipilere yakalandığımda hiç söylenmedim, hiç beyaz esaret demedim. Çektim sağa, yaktım dörtlüleri şarkı dinledim, bazen indim arabadan kar ile oynadım. Benim gibi tipiye yakalanıp gidemeyenlerle muhabbet ettik yani tadını çıkardık karın. Şimdi de dışarı çıkıp kartopu oynayacağız mesela. Demem o ki tadını çıkarın her güzelliğin.